Winnicott der ki:
“Bir ilişkide oyun oynanabiliyorsa, orada sevgi vardır.”
Çünkü oyun, iki benliğin birbirini yok etmeden, dönüştürmeden, esneyebilme kapasitesidir. Çocuksu bir neşeyi ilişkide mümkün kılar.
Oyun → “Ben güvenli bir alandayım.”
Güvenli alan → “Kendimi serbestçe ifade edebilirim.”
Serbest ifade → “Neşe.”
“çocuksu neşe”
• İlişkide sahici benliğin güvenle görünmesidir.
• Narsisistik kontrol yerine kendiliğin doğal akışı vardır. (Narsisistik kontrol: İlişkide güvende hissetmek yerine güçlü hissetmeye çalışılan savunma biçimidir. Yani, sevgiye dayalı değil, kırılganlıktan kaçınmaya dayalı bir denetim mekanizmasıdır.)
• “Ben onun yanında içimden geleni yapabiliyorum” duygusu, erken dönemde annenin yüzündeki onaylayıcı bakışın yeniden yaşanmasıdır.
Neşe artınca oyun genişler, ilişki derinleşir.
Fakat güven zedelendiğinde veya narsisistik savunmalar aktifleştiğinde oyun ve çocuksuluk kaybolur. İlişkiyi şu şekilde algılanmaya başlar:
“Oyun değil bu, savaş.”
“Kendimi savunmam gerek.”
“Zayıf görünürsem kontrolü kaybederim.”
Spontane jestler donuklaşır, mizah azalır, oyun yerini kontrole bırakır. “çocuksu neşe” kaybolduğunda, aslında ilişkinin canlı kısmı ölmeye başlar.
Bu, ilişkide “ölü annelik” sendromu gibi işler:
Yani ilişki var, ama yaşam enerjisi yok.
Halbuki “Çocuksu neşe” romantik ilişkide sevginin en derin kanıtıdır çünkü orada kişi artık “performans”’ta değildir;
içindeki çocuk oynuyordur ve partneri o oyunu bozmadan eşlik ediyordur.
Oyundan kastımın karşılıklı kutu oyunu oynamak olmadığını anlamışsınızdır(Ancak bir alt başlık olarak; flört ve tutku oyunları gibi karşılıklı oynanan oyunlarda dahil edilebilir).
Fakat yine de anlatırken kullanılabilecek en güzel sembolik tasvirin fotoğrafta görünen yılanlar ve merdivenler oyunu olduğunu düşündüm.
Bilenleriniz vardır. Bu oyunun tarihi versiyonun kökleri, bir oyuncunun tahtada ilerlemesinin erdemler (merdivenler) ve ahlaksızlıklar (yılanlar) ile karmaşık bir yaşam yolculuğunu temsil ettiği ahlak derslerine dayanmaktadır.
İlişkilerdeki oyunun çok güzel bir ifadesidir. Bu oyunda da ilişkilerinizde "erdemleriniz" sizi yükseltir ve "ahlaksızlıklarınız" düşürür, oyun "erdemler" ve "ahlaksızlıklarla" bir bütündür fakat tek fark gerçek hayatta “zar” sizin kişisel seçimlerinizdir.
İlişkinizi düzeltmeye çalışırken eğer çocuksu neşenizde de bir kıpırdanma hissediyorsanız doğru yoldasınız demektir. Fakat tahmin edersiniz ki tek başına yeterli olmayacaktır.
Biraz odağı genişletirsek;
Çok eski İstanbul tasavvuf masallarından biri şöyledir:
Bir gün bir evliya yolda bir adam görür. Adam kendini dağın başından atıyor, üstelik öyle kalmıyor, yine çıkıyor ve yine atıyordur. Evliya hem üzülür hem de merak eder ve adamın yanına gider. Adamın üstü başı kan ve toprak içindedir.
Evliya: “Sen neden kendini dağın tepesinden atıyorsun, yazık değil mi sana?”
Adam: “İbadet ediyorum.”
Evliya: ”Öyle ibadet olmaz. Gel sana öğreteyim.”
Sonrasında tek tek adama nasıl ibadet edilir öğretir. Adam öğrenince: Evliya selam eder ve denizin üstünden yürüyerek uzaklaşmaya başlar.
Fakat tam biraz uzaklaşmışken bakar ki; adam da arkasından, üstelik suyun üstünden koşarak Evliya’ya geliyor. Evliya şaşırır.
Adam: “Sen anlatmıştın ama ben unuttum nasıl yapacaktım?”
Evliya adamı suyun üstünde görünce, adamın da Evliya kadar kutsal bir mertebede olduğunu anlar ve cevaplar: “Sen nasıl biliyorsan öyle yap” der…
Kıssadan hisse nettir: “Saf niyet” kutsaldır. İlişkilerde de kutsaldır. Fakat gerçeğin tek boyutu olmayacaktır.
Çiftler arasında yüzlerce kavga, tartışma, kriz olur, olmuştur ve olacaktır. Fakat ilişkinizin gerçek gidişatını kimin haklı olduğu, kimin daha mükemmel davranabildiği veya kimin daha mantıklı konuştuğu değil, yani sadece davranışları değil; partnerlerin birbirlerine karşı olan en temelde birbirlerinde güvenebildikleri vicdanları ve saf niyetleri belirleyecektir.
Bir örnek vermek gerekirse; yolda yürüyen bir adamın yanınızdan geçerken yanlışlıkla size çarptığını düşünün ya da bilerek vurduğunu. İki şekilde de canınız yanacaktır fakat size hangisi daha affedilebilir gelir?
Fakat elbette hiçbirimiz evliya değiliz!
Partnerlerimize tamamen iyi niyetle davrandığımızı söylemek insanın kendine ait doğasını yok saymak olacaktır. Amacım bir güzelleme yapıp gerçekliği masal formatına getirmek değil, fakat kişinin birincil önceliğinin, ilişki tabanını güvenli tutması ve nihayi hedefin zarar vermek olmaması büyük fark yaratacaktır.
Her halukarde "saf bir iyilik halini" dürtülerimiz, arzularımız ve duygularımız bolca sabote edecektir. İnsanı yanlarımızın ortaya çıkışının engellenemez doğası, sadece yönetilebilir ve dönüştürülebilir oluşu durumları oldukça karmaşık hale getirir.
"Bana yaptığı şeye çok kızdım, ben de ona inat bunu yapmak istiyorum." " O bunu haketti" "Kusura bakmasın burada da ben alttan almıyorum." cümleleri çok nadir rastladığımız cümleler değildir. Üstelik bazen "sırf gıcık etmek", "hırsımızı almak", "hissettiğimizi hissettirmek", "üşendiğimiz için ya da işimize gelmediği için beklentileri yok saymak" için adım attığımız gerçeği de su götürmez.
Temelde kişiler birbirini seviyor, kıymet veriyor ve karşısındakinin iyiliğini istiyor olabilir fakat durumsal faktörler geçici çatışmaları da beraberinde getirecektir. Dış dünya, söylenirse sorun olacak ama kimse bilmezse sorun olmayacağı düşünülen durumlar ya da inkar edilirse minimum zararla üstesinden gelinebilineceği düşünülen meseleler ilişkilerde her zaman işleri daha da karmaşık hale getime potansiyeline sahiptir.
Sürekli rahat etmek, problemden kaçınmak ya da çok fazla üzerine gitmek, zor gelen kısımlarda hep kolaya kaçmak tartışmaları işin içinden çıklamaz bir noktaya getirecektir.
İlişkinin sağlığı için tarafların makul ölçüde karşılıklı olarak rahatsızlığa tahammül edebilmesi gerektiğinin bilinmesi önemlidir. Orta noktalarda buluşmak ancak bu şekilde mümkün olabilecektir.
İşin özünde tamamen rahat etmek ya da tamamen karşıdaki kişiye endeksli yaşamaya çalışmanın ilişkinin handikapları olarak sayarsak; sadece "cennet" ya da "sadece cehennem" ayrılık getirecektir.
İlişki cennet uğruna cehennem göze alınabildiğinde ve ikisi arasında denge kurulabildiğinde tatminkar olarak mümkün olur.
Fakat ilişkiyi size özel şekillerde dengelemek ve iyi yanları desteklemek, negatif yanları daha iyi yönetmek; fark yaratacaktır.
Esneklik oyunu mümkün kılar, farklılıklar tutkuyu destekler. İyi niyete olan güven; problemlerin ve bilinçli "uyuzlukların" daha iyi yönetilmesini sağlayacaktır. Elbette merdivenler ve yılanlar oyununda olduğu gibi "erdemleriniz" puan kazandırmaya ama "ahlaksız" seçimleriniz ilişkinize her daim puan kaybettirmeye devam eder.
Destek almak;
büyük resmi görmenizi ve ilişkinizde aksayan yerlere müdahale etmenizi,
güvenli alanı ve dolayısıyla oyun alanını koruyabilmenizi,
iki tarafın farklı beklentileri olduğu yerlerde orta noktalarda buluşabilmeyi,
böylelikle karşılıklı olarak canınızı yakan kısımları dönüştürmek ya da kaybedilen oyun alanlarını tekarar açmak için gerekli olan iletişimi kurabilmeyi mümkün kılacaktır.
Melis A. Yiğitbaş, MSc, MA
Uzman Klinik Psikolog/ Uzman Birey, Çift ve Aile Terapisti